
Devam Eden
Maxx Royal Maldivler
TURİZM
2026
Antalya'da, kent yaşamıyla iç içe geçen bir şehir oteli. Büyük atrium, John Portman'ın "iç kent" fikrinden ilhamla, lobiyi klasik bir karşılama alanından çok kentin yaşayan bir iç meydanına dönüştürüyor; kent ile otel arasındaki sınırlar bilinçli olarak bulanıklaştırılıyor.
Yer
Antalya, Türkiye
İşveren
Barut Otel
Yıl
2024
Program
TURİZM
Tasarım Ekibi
Baraka Mimarlık; Abdurrahman Çekim, Görkem Elbir. Dolmus Architekten; Gani Turunç, Eda Özgener.







BÖLÜM
Oda Tipi 1














BÖLÜM
Oda Tipi 2












BÖLÜM
Oda Tipi 3












Standart Oda Tipleri
01
/
06

Standart Oda Tipleri
02
/
06

Standart Oda Tipleri
03
/
06

Standart Oda Tipleri
04
/
06

Standart Oda Tipleri
05
/
06

Standart Oda Tipleri
06
/
06

01
/
05

02
/
05

03
/
05

04
/
05

05
/
05

01
/
03

02
/
03

03
/
03

01
/
02

02
/
02

Akra Muratpaşa Oteli, yalnızca bir konaklama yapısı değil, Antalya kent yaşamına katılan bir şehir oteli olarak tasarlanmıştır. Amaç, yapıyı kentten koparan değil, kentle birlikte çalışan bir sistem haline getirmektir.
Şehir oteli, bulunduğu merkezle doğrudan ilişki kurar. Bu merkez yalnızca coğrafi bir nokta değil, ticaretin, kültürün ve kamusal yaşamın yoğunlaştığı alandır. Bu nedenle proje, kendini kapatan bir yapı değil, çevresiyle sürekli temas eden bir kentsel parça olarak ele alınır.
Proje, farklı kullanıcıları bir araya getirir: kentli, turist, çalışan ve ziyaretçi aynı mekânları paylaşır. Böylece birbirinden bağımsız yaşamlar, ortak alanlar üzerinden ilişki kurar. Amaç ayrışma değil, karşılaşma üretmektir.
Yapının ana fikri “iç kent”tir. John Portman’ın otel atriumlarında geliştirdiği yaklaşımda olduğu gibi, büyük iç boşluklar kamusal yaşamın merkezine dönüşür. Lobi ve atrium, yalnızca geçiş alanı değil, küçük bir şehir meydanı gibi çalışır.
1967 yılında Hyatt Regency Atlanta ile başlayan ve daha sonra Atlanta Marriott Marquis gibi yapılarda gelişen bu yaklaşım, yapının iç mekânını kentsel yaşamın devamı olarak ele alır. Portman'ın tarif ettiği biçimiyle atrium, binanın içerisinde yer alan bir "kentsel akciğer" ve aynı zamanda "şehrin kalbi"dir.
Bu iç mekân; restoranlar, sosyal alanlar ve dolaşım hatlarıyla çevrilir. Böylece yapı içinde sürekli bir hareket ve karşılaşma oluşur. İç ve dış kamusal alan arasındaki sınır yumuşar.
Projede, 1970–80’lerin Antalya otellerinde görülen malzeme ve mekân hafızası da dolaylı olarak referans alınır. Bu dönemlerin güçlü ve zamansız mimari dili, çağdaş bir yorumla yeniden ele alınır.
Projenin en önemli hedeflerinden biri kamusal yaşamı yalnızca dış mekânlarda değil, yapı içerisinde de üretmektir.
Lobi bu nedenle klasik anlamda bir karşılama alanı olmaktan çıkarak kentin yaşayan bir iç meydanına dönüşür. Kafeler, restoranlar, sergi alanları, çalışma mekânları ve sosyal karşılaşma noktaları bu iç meydanı çevreler.
Kent yaşamı ile otel yaşamı arasındaki sınırlar bilinçli olarak bulanıklaştırılır.
Böylece yapı, dışarıdaki kamusal alanın alternatifi değil, onun devamı haline gelir.
Baraka'nın benzer ölçek ve programlardaki diğer işleri.